
İran’dan ateşlendiği belirtilen balistik mühimmatın Türk hava sahasına doğru ilerlediği ve Doğu Akdeniz’de NATO unsurları tarafından imha edildiği medyaya yansıdı. Ancak ardından İran Silahlı Kuvvetleri, devlet medyası üzerinden, Türkiye’nin egemenliğine saygı duyduklarını ve “Türk topraklarına herhangi bir füze fırlatmadıklarını” duyurdu.
Bu durumda; NATO unsurlarının düşürdüğü bu füzeyi kim fırlattı? Füze şu an itibarıyla “ortada kalmış” görünüyor; öte yandan bir çatışma iklimindeyiz ve kime ne kadar inanacağımızı da iyi tartmalıyız.
ABD’nin önde gelen gazetesi The Wall Street Journal (WSJ)’nin “İncirlik’i hedef alan bir füze” iddiasını, diğer tarafta İran’ın yalanlamasıyla yan yana koyalım. Üstüne, Hatay’a düşen parçaların önleme yapan NATO mühimmatına ait olduğunun tespitini de ekleyelim. İran’dan fırlatıldığı iddia edilen füzeye dair elimizde somut bir delil yok; ancak şu da biliniyor ki, delil olsa dahi İran makamları “Biz fırlatmadık” açıklamasını yine yapabilir.
Füzeyi atana da vurana da yabancıyız
WSJ’nin haberine göre hedefte ABD’nin yoğun şekilde kullandığı İncirlik Üssü vardı. Üstelik füze, Doğu Akdeniz’de görev yapan bir ABD Donanması destroyeri tarafından düşürülmüştü. Bu durumda, “NATO unsurları tarafından düşürülmediği” de ileri sürülebilir. WSJ’nin bu iddiası yabana atılacak türden değil. Çünkü hem zamanlama hem füzenin rotası hem de bölgedeki askeri yoğunluk, olayı sıradan bir balistik füze vakası olmaktan çıkarıp çok bilinmeyenli bir denkleme dönüştürüyor.
Bu sebeple İran’dan gelen “Biz atmadık” açıklaması, kafaları karıştırdığı gibi durumu anlamayı da zorlaştırıyor. Acaba İran, bölgesel gerginliği tırmandırmamak için mi yalanlıyor? Yoksa gerçekten İran’dan çıkan bir mühimmat değil mi? Veya üçüncü taraf bir aktörün provokasyonu olabilir mi? Özellikle üçüncü taraf ihtimali önemli. Mesela İsrail, bu tür şaşırtmacalı kışkırtmaları devreye sokabilir.
Netice itibarıyla bu soruların hiçbirinin kolay bir cevabı yok. Televizyon ekranlarında konuya hâkim olanlar da, anlamaya çalışanlar da acele yorumlar yapınca, ciddi bir kafa karışıklığı oluştu. Dolayısıyla sorumluluk sahiplerinin çok dikkatli açıklama yapması ve adım atması gereken bir süreçten geçiyoruz.
Nahçıvan saldırıları da gizemli…
Azerbaycan, Nahçıvan Uluslararası Havalimanı’nın İran kaynaklı İHA’larla vurulduğunu açıkladı. Bir İHA havalimanına isabet etti, bazıları çevreye düştü, iki sivil yaralandı. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı tepki gösterdi ve protesto notası verdi.
Ve aynı İran, bu saldırılar için de –tıpkı Türkiye’deki füze iddiasında olduğu gibi– hedef olmadığını savunuyor. Garip değil mi? Füzelerin ve İHA’ların kaynağı olarak İran görünüyor; ama İran resmî makamları bunu kabul etmiyor. Barış zamanlarında da İran’ın bazı önemli hadiseler karşısında ikili bir devlet yapısıyla hareket ettiği bilinir; devlet içinde birbiriyle mücadele eden yapılar söz konusudur. Bu durum, çatışma ortamında şu soruyu daha da öne çıkarıyor:
İran gerçekten “biz yapmadık” diyecek kadar masum mu; yoksa ortada daha büyük ve karmaşık bir senaryo mu var?
Türkiye ve Azerbaycan dikkatli olmalı
Millî Savunma Bakanlığı (MSB), Türkiye’ye yönelen balistik mühimmatla ilgili net bir açıklama yaptı: “Kimden gelirse gelsin hasmane tutumlara cevap verme hakkımız mahfuzdur.”
Bu cümle, ilgili taraflar için çok şey anlatıyor. Ankara, kaynağı tam teyit edilmemiş bir tehdit için bile NATO ile koordineli, temkinli ve kararlı bir pozisyon ortaya koyuyor. Fakat bu demek değil ki konu bir açıklamayla kapanacak.
Aynı açıklamada, Hatay’a düşen parçanın önleme yapan hava savunma mühimmatına ait olduğu özellikle vurgulanıyor. Diğer ifadeyle, somut delil olarak elimizde duran, İran’a ait bir füze parçası değil; ABD Donanması’na ait olduğu ifade edilen önleyici mühimmat parçası. Ankara bir yandan gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyarken, diğer yandan olayın büyümesini istemediğini de ima ediyor.
Peki büyük resimde ne olabilir?
Ortadoğu son yılların en büyük güç kaymalarına sahne oluyor. İsrail ve ABD, mevcut dengesiz küresel ortamı etkin şekilde kullanıyor. Bu ikiliyi dengelemesi beklenen ülkeler ise ABD’nin sahada neler yapabileceğini görmek ve yıpranmasını izlemek istediklerinden, şimdilik gelişmeleri izlemekle yetiniyorlar.
Suriye hattı, Irak hava sahası, Doğu Akdeniz’deki askeri yoğunluk, ABD–İran gerilimi, Güney Kafkasya’daki kırılganlık; bu tablo bugün için Rusya ve Çin’in öncelik listesinde üst sıralarda görünmüyor.
İşte böyle bir ortamda “sahipsiz” füzeler, İHA’lar umulmadık sorunlara neden olabilir. Yanlış tanımlanmış bir balistik mühimmat olabileceği gibi, başka bir ülkenin İran’a benzeyen bir false flag (sahte bayrak) operasyonu da olabilir. Ayrıca İran içindeki kontrol dışı bir unsurun eylemi ihtimali ya da bölgesel tansiyonu artırmak isteyen daha büyük bir aktörün devreye girmesi de göz ardı edilmemeli. Hatta bu saldırılar, Türkiye ve Azerbaycan’ın tepkisini test etmeye yönelik bir nabız yoklaması da olabilir.
Karmaşık bir Ortadoğu satrancı
Kısacası elimizdeki veriler, hiçbir ihtimali yüzde yüz doğrulamıyor. İran’ın açıklamaları tatmin edici değil; Türkiye’nin açıklamaları yerinde ve temkinli; Azerbaycan’ın tepkisi oldukça sert. NATO’nun bu hadisede ilk andaki duruşu net; ancak ciddi ve somut bir gelişme anında Türkiye’nin yanında nasıl ve ne ölçüde konumlanacağı hâlâ net değil.
Bu bilinmezlikler, bölgede görünenden çok daha karmaşık bir satranç oynandığını gösteriyor. Daha önemlisi, bu satrançta taşlar sadece İran’ın elinden hareket etmiyor.
Türkiye’nin sakin fakat kararlı duruşu bu yüzden önemli. Azerbaycan’ın da gelişmeler karşısında temkinli olması gerekir. Çünkü bu coğrafyada ateşlenen her mühimmat sadece bir hedefe değil, tüm dengelere yöneliyor.
YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN
Yazarın Diğer Yazıları
Bu gönderi kategorisi hakkında gerçek zamanlı güncellemeleri doğrudan bildirim almak için tıklayın.













