
Ukrayna’ya Rus saldırısı başladığında, beklenti Rus birliklerinin hava saldırıları, onu izleyen indirme birlikleri harekâtı ve zırhlı birlik saldırılarıyla hızla Kiev’i ele geçirmeleri, ardından da yönetimi kendilerine dost birine teslim etmeleriydi. Bu senaryoda Zelensky’nin de yurtdışına kaçması bekleniyordu. Ancak olaylar hiç de düşünüldüğü gibi gelişmedi. Ukraynalılar ABD’nin ürettiği Javelin tanksavar silahları ve Türk Bayraktar TB-2 SİHA’ların da desteğiyle sert bir direniş gösterdiler. Sonuçta Ruslar Kiev önlerinden ağır kayıplar vererek geri çekildiler. Ukrayna güney cephesinde de SİHA’lar kullanarak Herson’u geri aldı ve Odesa’yı ele geçirmek için planlanan çıkarma harekatının gerçekleşmesini engelledi. Bununla da kalmayıp, aynı başarıyı Karadeniz’de de gösterdi ve Rus donanması Kırım’daki tarihsel üssü Sivastapol’dan çekilerek daha doğudaki Novorossiysk’e hatta Abhazya’ya sığınmak zorunda kaldı.
Ancak 2024’e gelindiğinde Rusya da taktik değiştirmişti. Bir yandan Çarlık döneminden beri uyguladığı, dalgalar halinde düşmana saldırı yöntemini sürdürürken, diğer yandan da İran’dan alıp sonra daha da geliştirdiği Shaheed intihar SİHA’larıyla, füzelerle ve kanatlı bombalarla Ukrayna altyapısını ve kentlerini vurmaya başladı. Artık Javelin’lerin ve Bayraktar SİHA’ların cephede sağladığı bir üstünlük kalmamıştı.
Çatışmalar devam ettikçe her iki taraf da yeni silahlar ve taktikler geliştirmeye devam etti. Bunlardan halen en popüler olanı, cephedeki askerler tarafından kullanılan, dört veya altı pervaneli minyatür bir helikoptere benzeyen, örneklerini sivil yaşamda da gördüğümüz mini dronlar. Sivil yaşamda fotoğraf, video çekiminde kullanılan bu dronlar, Ruslar ve Ukraynalılar tarafından cephede istihbarat, patlayıcı ile saldırı, lojistik gibi görevlerde kullanılıyor. Askeri terminolojide adı FPV (First Person View-Birinci Şahıs Görüşlü) dronlar. FPV’nin daha tam oturmuş bir Türkçe karşılığı yok. Her iki taraf da yılda milyon civarında bu dronlardan üretiyor ve cephede yoğun şekilde kullanıyor. Bu dronlar önceleri radyo sinyalleriyle yönlendirilirdi. Ancak, cephede sinyal bozucuların yaygın olarak kullanılmaya başlaması nedeniyle etkinlikleri düştü. Bunun üzerine Ruslar FPVleri radyo sinyalleri yerine, daha kısıtlı bir menzile sahip olmalarına rağmen, saç kalınlığında fiber kablolarla yönlendirmeye başladı. Yani artık bu ölümcül silahla kullanıcısı arasındaki iletişim genellikle fiber kablolar üzerinden yürüyor. Menzil uzadıkça kablonun ağırlığı sorun oluyor ama yine de çok etkin ve öldürücüler. Tabii Ukrayna da hemen bu tür FPVlerin üretimine geçti. Ancak tedarik konusunda bir dezavantajları da var. Zira bu fiber kablolar ağırlıklı olarak Çin tarafından üretildiğinden Rusya’nın bu kablolara erişimi çok daha kolay.
FPV’ler, her iki taraf için de, cephe hattının tamamen şeffaflaşmasına olanak tanıdı. Ayrıca toplanan istihbarat eskiden olduğu gibi bir hiyerarşik yapı üzerinden aktarılıp değerlendirilmiyor. Cephedeki asker anında patlayıcıyı bırakıyor. O nedenle, iki tarafın da yerinden kıpırdaması son derece zor. Son iki yıldır cephede inisiyatif Rusya’ya geçti. Ancak günde 50-100 metre ilerlediklerinde bunu başarı olarak görüyorlar. Bu ilerlemelerin maliyeti de günde 800-1000 asker kaybı. Rusların asker sayısındaki çok ciddi üstünlüğüne rağmen ilerleme son derece zor oluyor. Ağırlıklı olarak FPV’ler nedeniyle cephede 10-20 kilometre genişliğinde bir ölüm bölgesi oluşmuş durumda. Her ısı izi, radyo sinyali veya gereksiz hareket anında bir karşı saldırıyı tetikliyor. Burada bu hataları yapanları her iki taraf da anında vuruyor. O kadar ki, FPV’ler havada her an saldırmak için bekliyor veya bataryadan tasarruf etmek için bir kuş gibi bir çatıya, duvara konarak avını kolluyor. Bu nedenle, cepheye lojistik destek sağlamak, yaralıları tahliye etmek, belli aralıklarla cephedeki askeri dinlendirmek için geri çekip yerine başkalarını yollamak neredeyse olanaksız. Sonuç olarak ölüm, yaralanma veya psikolojik çöküş, cephede uzun süre kalmanın neredeyse kaçınılmaz sonuçları.
Bu ağır şartlar altında taarruza geçmek son derece zor. Ruslar çarlık döneminden beri uyguladıkları klasik dalga dalga saldırılar yerine, şimdi Donetsk cephesinde iki üç kişilik gruplar halinde, bazen bisiklet, bazen motosiklet, hatta bazen at ve katır kullanan askerlerle saldırı düzenliyor. Rus birlikleri ısı izlerini dronlardan gizlemek için vücutlarından uzakta tuttukları termal örtüler kullanıyorlar.
Ukrayna da kendi taktiklerini geliştirmiş. Örneğin, Birleşik Krallık Birleşik Hizmetler Enstitüsü (RUSI) adlı düşünce kuruluşu bazı elit Ukrayna tugaylarının geliştirdiği bir taktiği gözlemlemiş. Bu yeni yaklaşımda, bir bölgenin Ruslardan geri alınması hedeflendiğinde, ilk olarak bölge inceleniyor. Rus topçusunun, dron operatörlerinin ve elektronik harp ekipmanlarının nerede olduğu belirleniyor. Sonra bunları dronlar ve topçu ateşiyle birlikte etkisiz hale getirmeye çalışıyorlar. Ardından bölgeyi izole etmek için, dronlar kullanarak mayın döşeyip, yolları kraterlere dönüştürüyorlar. Bunun sonucu olarak Rusya kayıplarını telafi edemiyor. Bunların hepsi bir ila iki gün sürüyor.
Bir sonraki aşamada Ukrayna, Rus güçlerini yerlerine sabitlemek için FPV devriyeleri kullanıyor, hareket edeni vuruyor. Ukrayna daha sonra, Rus mevzilerinin görüş hattına girebilecek şekilde, insansız kara araçlarına (UGV) monte edilmiş silahlar konuşlandırıyor. Kablolu dronlar, ormanlarda ve dağlık bölgelerde kullanım açısından pratik olmadığından, ayrıca menzilleri kablo uzunluğuyla sınırlı olduğundan, Rus topçuları mecburen kablosuz FPV’ler kullanıyor. Ukraynalılar da sinyal bozucular kullanarak, bu FPV’leri çalışamaz hale getiriyorlar ve Rus topçusuna zamanında hedefleme verisi iletmelerini zorlaştırıyorlar. Ardından da ses hızından daha süratli, dolayısıyla yaklaştığı duyulmayan roketleri hedefe yolluyorlar. Ayrıca, yoğun sinyal karıştırma altında bile çalışmaya devam eden güdümsüz topçu sistemlerine de başvuruyorlar.
Bu sistematik ve büyük eşgüdüm gerektiren hazırlığın ardından, Ukrayna taarruz birlikleri hareketleniyor. Savaş alanıyla ilgili popüler algının aksine, Ukrayna piyadeleri tanklar ve zırhlı personel taşıyıcılarla da destekleniyor. Bu zırhlı araçlar ateş gücünü doğal olarak artırıyor ve kayıpları azaltıyor. Ayrıca FPV’lerden gelen 10 ila 15 isabetli saldırıyı kaldırabiliyorlar. Bu sayede piyadelere etkin koruma sağlıyorlar. Ukraynalı piyadeler araçlarından indiklerinde, düşman mevzilerini el bombalarıyla temizliyor. Başarılı olurlarsa kendilerine dronlar ve UGV’lerle ikmal sağlanıyor.
Tabii bu taktiği uygulamak için çok iyi eğitilmiş birlikler, komutanlar, teçhizat ve cephane gerekiyor. Doğal olarak Ukrayna ordusunda bu tür operasyonları yürütebilecek tugaylar son derece sınırlı. O nedenle, cephe genelinde karşı tarafa çok ağır kayıplar verdirmelerine ve kendi kayıplarını azaltmalarına rağmen Rus saldırısını ancak yavaşlatabiliyorlar. Öte yandan yukarıda anlatılan taktiği çok sınırlı olarak kullanabildiklerinden karşı saldırılarda yetersiz kalıyorlar.
RUSI raporu taarruzi harekatın bir dizi kabiliyet gerektirdiğini ve bunların her birinin doğru anda devreye girmesinin önemini vurguluyor. FPV’lerin bu çatışmalarda vazgeçilmez olduğu açık, ama başka bir aşamada topçular, daha sonra da zırhlı birlikler ve çok iyi eğitimli piyadeler devreye giriyor. Zaten RUSI raporunda kendisine atıf yapılan ve yakın zamanda Ukrayna’yı ziyaret etmiş olan emekli Avustralyalı general Mick Ryan da “Bu savaşın bir dron savaşı olduğu düşüncesine kapılmamalıyız, bu gerçekte dronların öne çıktığı büyük ve karmaşık bir savaş’ diye bir değerlendirmede bulunmuş.
Umarım Türk Silahlı Kuvvetleri de, gerek NATO bünyesinde bulunması, gerekse Ukrayna ile çok yakın askeri ilişkiler içinde olması sayesinde, bu güncel gelişmeleri yakından takip ediyor ve hazırlıklarını benzer şartlara göre de yapıyordur.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu gönderi kategorisi hakkında gerçek zamanlı güncellemeleri doğrudan bildirim almak için tıklayın.













